Deprem Suç Duyurusu Dilekçesi

Paylaş

Deprem Suç Duyurusu Dilekçesi 19.02.2023

Lütfen, paylaşınız, dağıtınız, depremde zarar gören yakınlarınıza ulaştırınız.

Dostlar, daha depremlerin ilk günlerinde, mağdurların hukuki süreçleri için kullanabilecekleri matbuu şikayet dilekçesi, suç duyurusu dilekçesi konusunda çalışmalar olduğunu duyurmuştuk.

Aşağıda (M.A.T) sivil toplum kuruluşu ve bir grup avukatın deprem mağdurlarımızın hukuki şikayetlerinde kullanabilecekleri hukuki
“suç duyurusu dilekçesi” mevcut.

Sadece ilgili yerlere, ilgili şikayetçinin ilgili bilgilerinin girilmesi ve akabinde imzalanarak savcılığa verilmesi, suç duyurusunda bulunulmasına yeterli.
Sonrasında, hak sahibi/suç duyurusunda bulunan kişi istediği avukat ile hukuki süreci takip edebilir.


Sevgili Dostlar.
Ülkemizde yaşanan 06/02/2023 tarihli iki büyük ve ardıl binlerce deprem sonucu birçok vatandaşımızı kaybettik.

Bizlerde ilgili Deprem Yönetmeliği’ne uygun olmayan yapılar inşa eden müteahhitler,
yine depreme dayanıklı olmayan yapılara ruhsat, imar ve iskân veren yetkililer ve Makamlarca tespit edilecek sair diğer şüpheliler hakkında ADAM ÖLDÜRME suçlamasıyla bir grup avukat ve sivil toplum kuruluşumuz (M.A.T.) olarak şikayette bulunduk

Dilekçemizi aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.

Eger sizlerde yakınlarınızı kaybettiyseniz en yakın adliye birimleri üzerinden adınızı soyadınız ,kimlik bilgilerinizi ve en önemlisi deprem yaşanan 10 ilden hangisi için başvurusu yaptıgınızı yazmak suretiyle başvuru yapabilirsiniz.

Talep ederlerse benim tüm kimlik bilgilerimi ve emsal dosyami dosyaya tanık sifatiyla sunabilirsiniz dostlar.
Tüm milletimizin başı sagolsun.

Av.Arab.Atılım ATALAY

(ilgili deprem bölgesinin ismi yazılacak) CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
……tarih…..2023

İHBAR EDENLER :
ŞÜPHELİLER : 06.02.2023 tarihinde Kahramanmaraş ilinin Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen depremlerde yıkılan binaların müteahhitleri, yapı ruhsatı veren, iskan ruhsatı veren ve denetim görevini yerine getiren kişiler.

SUÇ : Bilinçli Taksirle Öldürme Suçu (TCK m. 85/2; 22/3)

SUÇ TARİHİ VE YERİ : 6 Şubat 2023 / Kahramanmaraş, Gaziantep, Malatya, Diyarbakır, Kilis, Şanlıurfa, Adıyaman, Hatay, Osmaniye, Adana illerinin tüm ilçeleri ile buralara bağlı köyler.

KONU : 06.02.2023 tarihinde meydana gelen ve ülkemizin pek çok ilinde yıkıma yol açan depremler nedeniyle yukarıda isimleri yer alan, ilgili Deprem Yönetmeliği’ne uygun olmayan yapılar inşa eden müteahhitler, yine depreme dayanıklı olmayan yapılara ruhsat, imar ve iskân veren yetkililer ve Sayın Savcılığınızca tespit edilecek sair diğer şüphelilerin taksirle öldürme suçunu işlemiş olmaları nedeniyle kamu davası açılması talepli suç duyurumuzdan ibarettir.

AÇIKLAMALAR :
Kahramanmaraş ilimizin Pazarcık ilçesinde 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen ve akabinde aynı tarihte yine Kahramanmaraş ilimizin Elbistan ilçesinde gerçekleşen depremler ve onları izleyen artçı depremler ülkemizin başta Kahramanmaraş, Malatya, Diyarbakır, Kilis, Şanlıurfa, Adıyaman, Hatay, Osmaniye ve Adana olmak üzere çok sayıda ilinde, ilçelerinde ve köylerinde onarılamaz yıkımlara, can kayıplarına ve yaralanmalara yol açmıştır.
Yukarıda tarafımızca tespit edilebildiği kadarıyla bilgileri verilen ve Sayın Makamınızca yapılacak soruşturma kapsamında tespit edilecek diğer şirketlerin ve kurumların yönetici ve çalışanları ile sorumluluğu olan diğer gerçek kişilerin hukuka aykırı davranışları nedeniyle felaket düzeyinde bir yıkım, çok sayıda ölüm ve yaralanma yaşanmıştır. Suç duyurumuzda detaylıca açıklayacağımız üzere TCK m. 85/2; 22/3 uyarınca ilgili kişilerin ve kurumların sorumlularının bilinçli taksirle öldürme suçunu işledikleri şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortadadır. Bu sebeple bu denli can kaybının yaşanmasına sebebiyet veren sorumlular yönünden gerekli soruşturmanın yapılması ve kamu davası açılmasını talep etmekteyiz. Aşağıda buna ilişkin detaylı açıklamalarımız bulunmaktadır:
I. Somut Olay Yönünden TCK m. 85/2 Uyarınca Hükme Bağlanan Taksirle Öldürme Suçunun İşlendiği Açıktır.

  1. TCK’nın 85. maddesinde yer alan taksirle öldürme suçu şu şekildedir: “(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”.
  2. Ayrıca TCK’nın 22/3. maddesinde ise bilinçli taksir şu şekilde açıklanmıştır: “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır”.
  3. Somut olay incelendiğinde yukarıda belirtilen ve Sayın Makamınızca yapılacak soruşturma ile şüpheli olarak tespit edilecek kişilerin yukarıda belirtilen kanun maddelerde tanımlı eylemleri gerçekleştirdikleri anlaşılmaktadır. Ülkemizde 6 Şubat tarihinde meydana gelen afet nedeniyle yaşanan can kayıplarından ve yaralanmalardan tespit ettiğimiz ve tespit edilecek tüm kişiler suçun failidir. Olay son derece açık olduğu, bazı binalar dimdik ayakta iken, hemen yanı başındakiler oyun kağıdı gibi çöktüğü ve altında binlerce insan hayatını kaybettiği, yaralandığı ve hala göçük altında kaldığı için bu felaket ne doğanın işi ne Allah’ın takdiridir. Bu tamamen bu çürük binaları yapan, bunların yapılmasına izin veren, bunlara göz yuman ve bunları denetlemeyenlerin sorumluluğudur. Dolayısıyla her şey bu kadar açık iken suçun maddi unsuruna ilişkin yapılacak fazlaca bir açıklamaya gerek yoktur.
  4. Gerçekleşen netice ile eylem arasında nedensellik bağı mevcuttur. Zira kişi tarlanın ortasında bu depreme yakalansa idi, yalnızca sallanacak ve hiçbir şey olmayacaktı. Dolayısıyla kişilerin ölümüne ve yaralanmasına yol açan deprem değil, deprem nedeniyle yıkılan çürük binalardır. Öncelikle bunun açıklığa kavuşturtulması ve nedensellik bağının doğru kurulması gerekir. Çürük yapılan binalar ile gerçekleşen ölüm ve yaralama neticeleri arasında açık bir nedensellik bağı vardır.
  5. Bir sonraki aşamada ise bu neticenin faillere objektif olarak yüklenip yüklenemeyeceği tartışılmalıdır. Bu konuda özel uzmanlık bilgisi olması gereken müteahhitler, yapı ruhsatı verenler, yapıyı denetleyenler ve bu yapılara iskan izni verenlerden bu neticeyi öngörmeleri beklenebilir mi sorusunun yanıtlanması gerekir. Bu sorunun muhatabı olan kişi ise ortalama bir müteahhit, ortalama bir imar müdür, ortalama bir fen işleri müdürü, ortala bir yapı denetim uzmanı ve ortalama bir diğer yetkilidir. Ülkemizde bırakınız bu özel bilgiye sahip kişileri, sokaktaki sıradan kişiler hatta bu konuda özel bir eğitimi olmayan bizim gibi hukukçular dahi bu bölgenin deprem bölgesi olduğunu ve burada Richter ölçeği ile 7 ve üzeri büyüklükte deprem beklendiğini bilmektedirler. Bunun için sürekli ana akım haber kanallarına çıkan, her türlü sosyal medya mecralarında bunu anlatan ülkemizin yüz akı, dünya çapında bilim insanlarımız her ikisi de jeoloji uzmanı olan, tektonik levha mekaniği konusunda (depremlerin nedeni olan yer yüzü hareketi) özellikle uzmanlaşmış Prof. Dr. Naci Görür’ün ve Prof. Dr. Celal Şengör’ün dinlenmesi yeterlidir. Her iki bilim insanı bu gerçeği 1999 Gölcük depreminden beri dile getirmektedirler. Nitekim iş bu soruşturma kapsamında söz konusu bilim insanlarından bilirkişi raporu, uzman mütalaası vb. alınmasını ileriki aşamalarda talep edeceğiz. Dolayısıyla bu gerçeği yurt dışında ilgili tüm bilim insanları ülkemizde ise sağır sultan bile duymuştur. Bu nedenle bu felaketten sorumlu olanların biz bunu öngöremedik ya da bunu öngörmemiz bizden beklenemezdi, öngörseydik de zaten bina yıkılırdı gibi savunmalarına itibar edilemez. Bu nedenle gerçekleşen bu neticeler, bu faillere objektif olarak da isnat edilebilir. Böylelikle bu suç açısından maddi unsur tüm unsurları bakımından oluşmuştur.
  6. Suçun manevi unsuru açısından; meydana gelen kayıp ve yıkımların salt bir afet nedeniyle meydana geldiğinden söz edilemeyeceği zira, bölgede halen sağlam yapıların bulunduğu, kaldı ki ülkemizin jeolojik özellikleri dikkate alındığında depremin ülkemizde beklenen ve sıklıkla yaşanan bir doğal durum olduğu herkesçe bilinmektedir. Bu nedenle suçun manevi unsuru bakımından faillerin öngörüsü bulunmaktadır. Burada faillerin bunu öngörüp kendilerine güvenmeleri nedeniyle hareketlerine devam edip bilinçli taksirle mi yoksa neticeyi öngörmelerine rağmen bunu kabullenip olursa olsun mu dedikleri yani suçu olası kastla mı işledikleri konusunda bir tartışma olabilir. Bu da ancak yapılacak soruşturma ve kovuşturma aşamasında elde edilecek delillerle açığa çıkarılabilir. Bu nedenle bize şu an için bu hukuki nitelik tartışmasına girmeden, bu aşamada tartışma yaratmamak için TCK m. 22/3’ten suç duyurusunda bulunuyoruz. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 27.12.2022 tarihli, 2020/12133 E. – 2022/10714 K. sayılı kararında somut olaya emsal nitelikteki olayda taksirle öldürme suçunda dikkat edilmesi gereken hususlar ve ayrıca TCK m. 22/2’nin uygulama alanı açıkça gösterilmiştir:
    “… Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanlığına bağlı İnşaat Mühendisliği Bölümü tarafından Haziran 2012 tarihinde hazırlanan bilirkişi raporuna göre; … Apartmanının yapım yılı tam olarak bilinmemekte olup, 2001 tarihli Aras Mühendislik tarafından hazırlanan ve TMMOB Jeoloji Mühendisleri odası … İl Temsilciliği tarafından onaylı inşaat alanı jeoteknik etüt raporu, YGS mühendislik tarafından hazırlanan ve … onaylı elektrik tesisat projesi, Aydınoğlu mimarlık tarafından hazırlanan mimari proje, 2001 tarihli yapı ruhsatı talep dilekçesi, 2008 tarihli yapı kullanma izin belgesi, muvafakat yazıları ve noter evraklarından binanın 2001 yılı ve/veya sonrasında yapıldığının anlaşıldığı, binaya ait mimari, statik ve elektrik tesisat projelerinin olduğu ancak statik hesap raporları ile zemin raporlarının bulunmadığı,

    3194 Sayılı İmar Kanunun 28. maddesinde yapının fenni mesuliyetini üzerine alan meslek mensuplarının, (fenni mesul mimar ve mühendisler uzmanlık alanlarına göre) yapının, tesisatı ve malzemeleri ile birlikte, Kanuna, ilgili diğer mevzuata, uygulama imar planına, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere, standartlara ve teknik şartnamelere uygun olarak inşa edilmesini denetlemekle görevli olduğu, ruhsat ve eklerine aykırı olarak yapılması halinde durumu ruhsatı veren Belediyeye bildirmekle mükellef olduğunun düzenlendiği, bu konuda … 1. Noterliğine ait 01.07.2003 tarih ve 3374 numaralı taahhütnameyi vermiş olan sanık …’nin fenni mesul olmaktan kaynaklanan denetim görevini yerine getirmediği, dolayısıyla binanın yıkılmasına neden olan imalat hatalarından sanık …’nin sorumlu olduğu,
    Sanık …’ın inşaat ustası olarak inşa sorumluluğunu üstlendiği, binayı inşaat tekniğine uygun bir şekilde imal etmede gerekli dikkat ve özeni göstermediği için sorumluluğunun bulunduğu,
    Sanıklar …, …’ın ise, söz konusu binanın sahipleri ve müteahhidi olarak yapımından sorumlu oldukları halde, yürürlükteki kurallara uygun bir inşaat yaptırmak bakımından kendi üzerlerine düşen dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle kusurlu olduklarının kabul ve tespit edildiği olayda;
    1-)Taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde; TCK’nın 61/1. ve 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerden olan failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle, aynı Kanunun 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken, yürürlükteki kurallara uygun bir inşaat yaptırmak bakımından dikkat ve özeni göstermeyen, binadaki malzeme ve donatı yetersizliklerini denetlemeyen, bu nedenle birinci derece deprem bölgesinde bulunan … Apartmanının tamamen çökmesine ve 43 kişinin göçük altında kalarak ölmesine asli kusurlu olarak neden olan sanıklar …, …, … ve … hakkında, … ve hakkaniyet kuralları uyarınca cezada orantılılık ilkesi gözetilerek alt sınırdan daha fazla uzaklaşmak suretiyle ceza tayini gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurularak sanıklar hakkında eksik cezaya hükmolunması,
    2-)Depremde yıkılan … Apartmanından alınan karot numunelerinin teknik bilirkişiler tarafından incelenmesi neticesinde; 1997 yılında yayımlanan Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmelikte birinci ve ikinci derece deprem bölgelerindeki binalarda C20 veya daha yüksek dayanımlı beton kullanılmasının zorunlu olmasına rağmen, kullanılan betonun Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmelikte belirtilen minimum beton sınıfı olan C16’yı dahi sağlayamadığı, etriye aralığı açısından ve binanın mevcut taşıyıcı elemanlarının donatı detaylandırmasında yetersizlikler olduğu, bilirkişi raporu ile proje verilerine göre kolon boyutları, donatı çap ve adetlerinde de farklılıklar olduğu, parça beton numuneler içerisinde çimento hamuru-agrega arasında aderans çözülmesi olduğunun belirlendiği, bu yetersizlik ve eksikliklerin binanın yıkılmasında etkili olduğu; sanıkların yıkılan binanın proje aşamasında, yapım aşamasında ve … bitimi aşamasında, üzerilerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediği, öngörülebilen bu netice bakımından dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranan sanıklar …, …, … ve … hakkında bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu anlaşılmakla, tayin olunan cezalarında 5237 Sayılı TCK’nın 22/3. maddesi uyarınca arttırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,

    SONUÇ : Kanuna aykırı olup, sanıklar … ve … müdafiileri, sanık …, sanık … ile katılanlar …, …, …, … ve … vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca kısmen isteme uygun olarak BOZULMASINA; 27.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi”.
  7. Yukarıda açıkladığımız üzere ülkemiz aktif fay hatlarının çokça bulunduğu tektonik levhaların kesişim bölgesinde bulunduğu için ya da daha sade bir dille bir deprem kuşağında yaşadığımız için maalesef ülkemiz sıklıkla deprem yaşamakta ancak merkezi idareden yerel idarelere kadar gerekli önlemler alınmadığı için normal bir doğa olayı olan depremler ülkemizde bir felakete dönüşmektedir. Bu nedenle de mahkemelerimiz bu konuda birçok karar vermiştir. Söz konusu kararlar da bizim yukarıda belirtmiş olduğumuz hususları hem sorumluların belirlenmesi hem de bu kişilerin ceza sorumluluğunun türü ve ağırlığı bakımından teyit eder niteliktedir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 27.12.2022 tarihli, 2020/10626 E. – 2022/10721 K. Sayılı kararında somut olaya emsal nitelikteki olayda sanıkların TCK m.85/2 uyarınca cezalandırılması gerektiği aşağıdaki şekilde gerekçelendirilmiştir;
    “… Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanlığına bağlı İnşaat Mühendisliği tarafından düzenlenen Nisan 2012 tarihli raporda; “deprem nedeni ile yıkılan binada … aşaması ve sorumluluk ilişkilendirilmesi” adı altında tablo hazırlandığı, söz konusu binanın yapılış tarihi itibariyle, 1975 Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmeliğe tabi olduğu, binada kullanılan betonun yönetmelikte belirtilen minimum beton sınıfı olan B160’ı sağladığı ancak karot sayısı ve yapı enkazı resimleri dikkate alındığında, hesaplanan bu ortalama değerin, tüm yapıya ait betonu yansıtma olasılığının düşük olduğunun, statik projelerde herhangi bir kolon düşey açılımı ve kolon-kiriş bağla(n)tı detayının bulunmadığı, parça beton numuneleri içerisinde boyut itibariyle standart dışı agregaların olduğu, binanın mevcut taşıyıcı elemanlarının donatı detaylandırmasında yetersizlikler olduğu ve bu yetersizlikler dolayısıyla proje müellifleri, yapı sahibi ve müteahhidinin, teknik uygulama sorumlusunun ve belediyenin ilgili birimlerinin sorumlu olduğunun belirtildiği, ayrıca binanın … bitimi aşamasında biten bina inşaatının projeye uygunluğunun denetlenmediği, bu nedenle belediyenin teknik uygulama yetkililerinin sorumlu olduğu sonucuna varıldığı,

    …binanın mevcut taşıyıcı elemanlarının donatı detaylandırmasında yetersizlikler olduğu, beton içerisinde standart dışı agregaların olduğu, malzeme kalitesinde, binanın proje ve yapım aşamasında yetersizlikler olması sonucu binanın meydana gelen deprem nedeni ile yıkılmasında, sanıklar …, … ve …’ın objektif olarak var olan dikkat ve özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalarına rağmen, İmar Kanununa, 1975 Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik hükümlerine ve dönem itibariyle bilim ve fennin gerektirdiği teknik şartlara aykırı davrandıkları, üzerlerine düşen dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak, mevcut sonucun gerçekleşmesinde etkili oldukları, bu nedenle meydana gelen ölümler bakımından sanıkların eyleminin bilinçli taksirle öldürme suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, oluşa ve dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle sanıklar …, … ve … hakkında beraat kararları verilmesi,
    SONUÇ : Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz sebepleri bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA; 27.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi”.
  8. Yukarıdaki kararda açıkça görüldüğü üzere deprem nedeniyle yıkılan binada Yargıtay failleri bilinçli taksirinden sorumlu tutmuştur. Ancak burada üzerinde durulması gereken önemli bir konu acaba faillerin hangi davranışlarının ceza hukuku anlamında hareket sayılacağının da belirlenmesidir. TCK m. 22/1 gereğince “Taksirle işlenen filler, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır”, aynı maddenin 2. fıkrası gereğince “Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir”. Bu noktada 22. maddenin 1. ve 2. fıkralarında belirtilen “fiil” ya da eylem/hareket kavramından neyin anlaşılması gerekir. Burada failin yapmış olduğu her bir müstakil bina inşaatının ayrı bir fiil yani hareket olarak anlaşılması gerekir. Tabi ki inşaat yapılırken her çakılan çivi tek başına bir hareket olarak kabul edilemez, binanın tümünün yapılması bir harekettir. Buna suç teorisinde “Hareketin Doğal Tekliği” denir (bkz: Prof. Dr. Murat Volkan Dülger, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Hukuk Akademisi, İstanbul, 2021, s. 769, 770). İşte burada her bir binanın inşaatı hareketin doğal tekliği olarak kabul edilir. Ancak kanun koyucu bu gibi durumlarda özel bir içtima hükmü getirmiş, taksirli suçlarda hareketin doğal tekliği sonucu birden fazla kişinin ölümü ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ve yaralanması halinde faile cezasının artırılacak verileceğini öngörmüştür.
  9. Ancak failin birden fazla bina inşaatı yapması, imar ya da iskan izni vermesi veya denetim yapması halinde, her bir bina inşaatı ayrı bir eylem olarak kabul edilir. Dolayısıyla bu binaların yıkılması neticesinde ölüm ve/veya yaralanmalar gerçekleştiyse yıkılan bina sayısı kadar 85/2, 22/3 uygulanmak suretiyle gerçek içtima kurallarının uygulanması yani cezaların toplanması gerekir. Bu suç teorisinin mevcut TCK’nın normlarının ve Yargıtay’ın uygulamasının kaçınılmaz sonucudur.
  10. TCK, taksirli suçlar açısından 85. maddenin 2. fıkrasında özel bir içtima hükmü öngörmüştür. Buna göre “Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”. Aslında her bir neticeden failin ayrı ayrı sorumlu tutulabileceği düşünülürse de burada tek bir fille birden fazla farklı neticeye yol açıldığı görülür. Kanun koyucu bunu içtimaın düzenlendiği 44. maddeye bırakmak istememiş (zira aynı neviden ve farklı neviden içtimaların kombinasyonu söz konusu olabilecektir) bu sorunu tek bir norm ile ayrı bir içtima hükmüyle çözmek istemiştir. Bu durumda birden fazla netice olduğu ve neticenin haksızlık içeriği de fazla olduğu için burada yargıca geniş bir takdir hakkı tanımıştır. Somut olayda neticenin haksızlık içeriği olağan üstü fazla olduğu için bu husus mutlaka dikkate alınmalıdır.
  11. Bunun bir diğer sonucu ise yukarıda yaptığımız açıklamalar çerçevesinde faillere uygulanacak yaptırımların yüksek olması ihtimalinin ortaya çıkmasıdır. Bu ise faillerde kaçma ya da saklanma isteğini uyandırabilir. Bunun önüne geçilmesi için fail ya da faillerin hızla tespit edilmesi bu kişiler hakkında “uygun koruma tedbirlerinin” (örneğin adli kontrol) uygulanması gerekir.
  12. Bir diğer önemli husus ise afet bölgesinin maddi şartları da dikkate alınarak mümkün olan en kısa zamanda Sayın Makamınızca yıkılan binalarla ilgili alınan tüm izinlerin, binalarda yapılacak bilirkişi incelemesi ile kullanılan malzemenin, binanın yapılış tekniği gibi hususların soruşturulmasını ve bu konuda uzmanından bilirkişi raporu alınmasını talep etmekteyiz.
  13. Günümüz teknolojisi ile depremin can ve mal kaybına sebebiyet vermesinin önüne geçilmesi mümkündür. Buna karşı yetkili şahıs ve mercilerin üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmemesi meydana gelen depremlerle acı kayıpların yaşanmasına sebebiyet vermektedir. Bir örnek vermek gerekirse, ülkemizde görülmemiş şiddette depremlerin ortaya çıktığı Japonya’da bir bina dahi yıkılmazken, ülkemizde meydana gelen şiddet yönünden çok daha hafif depremlerde sayılamayacak kadar can kaybının yaşanması kamu vicdanında açılmış bir yaradır. Bu noktada, şüphelilerin cezalandırılması toplumun kanayan yarasına bir nebze de olsa şifa olacak aynı zamanda, ceza hukukunun genel önleyici etkisi kapsamında ülkemizin jeolojik özellikleri nedeniyle ileride gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi sonucu yaşanabilecek yeni kayıpların meydana gelmesinin önüne geçecektir. Açıkladığımız sebeplerle tarafımızca tespit edilen bir kısım şüpheli şahıs ve şirketlerin isimlerini şikâyet dilekçemiz ekinde sunmaktayız (EK-1: Şüphelilerin ve yıkılan binaların tarafımızca tespit edilen listesi). Sayın Makamınızca yapılacak soruşturma neticesinde elim hadiselerin ve can kayıplarının yaşanmasına sebebiyet veren şüphelilerin tümünün tespiti ile kamu davası açılmasına karar verilmesini talep ederiz.
    II. İşlenen Suçun ve Suçun Müeyyidesinin Ağırlığı Göz Önünde Bulundurulduğunda Şüphelilerin Kaçmasını Engellemek Amacıyla İvedilikle Tutuklama veya Adli Kontrol Tedbirine Karar Verilmelidir.
  14. TCK m. 85/2 ve 22/3 hükümleri uyarınca faillere uygulanacak yaptırımların yüksek olduğu açıktır. Şüphelilerin bu denli ciddi bir suçu işlemeleri ve mahkumiyetlerine karar verilmesi ihtimali nedeniyle kaçma, saklanma ya da delil karartma riskleri ortaya çıkabilecek ve bu da somut olayda faillerin cezasız kalmasına neden olabilecektir. Dolayısıyla CMK m. 100 ile hükme bağlanan tutuklama tedbiri her ne kadar son çare ise de, somut olayda suçun cezasının ağırlığı da göz önünde bulundurulduğunda, şüphelilerin kaçma ve delil karartma risklerinin bulunması nedeniyle soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi adına ivedilikle tutuklama tedbirinin uygulanmasını, aksi kanaat halinde tutuklamaya alternatif bir tedbir olan ve şüphelilerin kaçmasını engellemeyi öngören yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbirinin uygulanmasını, olayın vahameti ve suçun niteliği göz önünde bulundurularak söz konusu güvenlik tedbirleri yönünden ivedilikle karar verilmesini talep ederiz.
    SONUÇ VE İSTEM:
    Yukarıda ayrıntılı olarak açıkladığımız sebepler ve Sayın Makamınızca re’sen dikkate alınacak sair hususlar ışığında;
    1.Tüm şüpheliler yönünden yapılacak soruşturma neticesinde TCK m. 22/3 atfıyla m. 85/2 uyarınca iddianame düzenlenerek kamu davası açılmasına,
    2.Şüphelilerin alabileceği ceza miktarı düşünüldüğünde kaçma şüphesi oluşabileceğinden haklarında CMK gereğince uygun adli kontrol tedbirinin uygulanmasına,
    karar verilmesini talep ederiz.
    Saygılarımızla,
    Suç duyurusunda bulunanlar
    ad-soyad….

halkkürsüsü olarak bu hizmetide yerine getirmiş olmanın azmi ile ülkemiz için, milletimiz için, halkımız iiçin, hakkını arayanlar için çalışmaya devam edeceğiz.

Sağlıcakla Kal Yüce Türk Milleti’m.

Ramazan Sevinç 19.02.202

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir