SİLAH FABRİKAMIZ NASIL SOBA VE KUMBARA FABRİKASI OLDU!..

Paylaş

SİLAH FABRİKAMIZ NASIL SOBA VE KUMBARA FABRİKASI OLDU!..

Değerli dostlar;
Bugün sizlere öyle bir şey anlatacağım ki, bileniniz hayıflanacak, bilmeyeniniz küçük dilinizi yutacaksınız…
Ama önce şunu söyleyeyim;
Yazı uzun, sizden ricam okuyun okuyun…
Bakın; hani bir ara Cumhurun Reisi Recep Tayyip Erdoğan, rahmetli İsmet İnönü’yü elinde Amerikan bayraklı fotoğrafı ile vurmaya çalışıyordu ya; “Bunların kim olduğunu biz çok iyi biliyoruz” diyerek…
Hah işte o mesele ile çok yakından da alakalı bir olayı anlatacağım sizlere….
Tarih 1885…
Bulgaristan’ın Varna kentinde doğar…
İlk öğrenimini Varna’da gördükten sonra Cenevre’ye gider ve burada lise eğitiminden sonra hukuk fakültesinden mezun olur…
Bulgaristan’a döner. Birinci Dünya Savaşı sırasında da Varna Türk milletvekili olarak Bulgar parlamentosuna girer. Bu dönemde Sofya’da yarbay rütbesiyle Türk Askeri Ataşeliği görevinde bulunan Mustafa Kemal ile tanışarak yakın dostluk kurar. İstiklal Savaşı’nın başlaması üzerine de en yakın dostunun yanında yer alır, Anadolu’ya silah ve cephane göndererek milli mücadeleye destek verir…
Kim bu Türk ve Türkiye sevdalısı?..
Şakir Zümre…
Türkiye’nin ilk uçak bombası fabrikasını kuran kişi desem çoğumuz tanımayız…
Ammmaaaa özellikle 50’li yaşlardakilere Şakir Zümre sobaları ve İş Bankası kumbaraları desem herkes hatırlayacaktır…
Kurtuluş Savaşı kazanılır, cumhuriyet ilan edilir veee tarihler 1925’e geldiğinde Mustafa Kemal, Bulgaristan’daki arkadaşı Şakir Bey’i Türkiye’ye davet eder ve “Gel burada silah fabrikası kur” der…


Kabul eder Şakir Bey ve atlar Türkiye’ye gelir…
Kendisine Haliç’in kıyısında bir yer gösterilir…
Neresi orası biliyor musunuz?..
Şu anda Miniatürk’ün bulunduğu alan…
Cumhuriyet tarihinin ilk özel sektör silah fabrikasını Haliç’te kurar Şakir Bey…


Artık ordumuzun cephanesi millidir. 2000 kişinin çalıştığı fabrikada kısa sürede Türk Hava Kuvvetleri’nin 100, 300, 500 ve 1000 kg’lık bombalarını üretmeye başlar. Bir yandan hava kuvvetlerinin bombalarını üretirken diğer yandan Türk deniz kuvvetlerinin ihtiyacı olan cephanelerini de üretmeye başlar. Hatta ilk denizaltı bombaları da burada üretilir. Yine kara kuvvetleri için cephane, el bombası, işaret ve aydınlatma fişekleri, kara mayınları gibi bir çok mühimmat Türk mühendis ve teknisyenleri tarafından bu fabrikada üretilerek ordumuzun ihtiyacı karşılanır. Hatta fabrika Yunanistan, Bulgaristan, Polonya ve Mısır gibi ülkelere ihracat da yapmaya başlar.
1922’de İzmir’de denize döktüğümüz Yunanistan’a 1.5 milyon liralık bomba ihracatı yapmamız dünyada büyük yankı uyandırır…
“Atatürk’le Bulgaristan’da geçen günler, hayatımın en unutulmaz müstesna günleri olarak hatıralarım arasında yaşayacaktır. Anadolu’yu ikinci bir Ergenekon yapan, bu şanlı Bozkurt’la bazen sabahlara kadar vatanımızın mesut ve ışıklı günlere kavuşması için hazırladığı plânlar üzerinde görüşür, tartışırdık” diyen Şakir Bey, fabrikasında mazotla çalışan beş beygirlik ilk Türk motorunu da yapmayı başarır…
Ancaaak en yakın dostu Atatürk’ün vefatı ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika ile yapılan silah anlaşmaları Şakir Zümre için sonun başlangıcı olur…
Veeee o kafir Amerika’nın, son 70 yılımızı çalan, geleceğimizi de karartan Amerika’nın Marshall Planı işlemeye başlar…
O dönem tek parti yani CHP dönemidir ve İsmet İnönü Cumhur Reisi’dir…
Artık Amerika, İkinci Dünya Savaşı’nın elde kalan külüstür silahlarını yükleyip götürmek yerine Marshall Planı doğrultusunda dağıtmaktadır…
Kendi silahını üreten Türkiye’ye, “Biz size silah veririz, siz bunlarla uğraşmayın” denilerek silah sanayimize ve geleceğimize ilk darbeyi vururlar…
Yunanistan, Polonya, Mısır gibi ülkeler de Amerika korkusundan artık Türkiye’den silah almazlar…
Artık Türk ordusu, dışa bağımlı hale gelmiştir ve Şakir Zümre’den silah alımını durdurmuştur…
Hal böyle olunca Şakir Zümre’nin büyük emekle Türkiye’ye kazandırdığı silah fabrikası yavaş yavaş paslanmaya başlamıştır…
1950 seçimlerinde Şakir Zümre, CHP’den milletvekili adayı olmuş ancak kazanamamış, Adnan Menderes’in Demokrat Partisi iktidara gelmiştir…
İşte o zamandan itibaren de Şakir Zümre bitmiş; Türk savunma sanayiinden tutun da milli eğitiminden ekonomisine, dış politikasından iç politikasına kadar tamamen Amerika’nın güdümüne girmiştir…
Şakir Zümre için zor günler başlamıştır artık…
İşçinin maaşını ödeyemez duruma gelmiştir…
Silah, cephane üretimi tamamen durmuştur…
Çaresizlik içinde çırpınan Şakir Zümre, içi kan ağlayarak da olsa kocaaa silah, cephane fabrikasını soba fabrikasına çevirir…
Bugün 50’li yaşların hatırladığı meşhuuur Şakir Zümre sobalarını üretmeye başlar…
Hani fırınında börekler, çörekler yapılan kuzineli sobalar, o dönemin elit tabakalarını ısıtan farklı farklı sobalar…
Vatan Caddesi’nde her 30 Ağustos’ta düzenlenen resmi geçitlerde Şakir Zümre’nin ürettiği bombalar, silahlar boy gösterirken 1950’deki törenlerde içimizi burkan bir olay gerçekleşir…
Şakir Zümre, sobaları yükler bir kamyonete ve Vatan Caddesi’nde İsmet İnönü’ye, Celal Bayar’a ve Adnan Menderes’e adeta tokat atar; “Bizi Amerika’ya muhtaç ettiniz… Türk ordusunun yerli ve milli silahını elinden alıp Amerika’nın kucağına oturdunuz” diye haykırarak…
Silahı Amerika’dan alan hükümet, güya Şakir Zümre’nin gönlünü almak ister..
Şimdi sıkı durun…
Hani İş Bankası’nın meşhuuur bir kumbarası vardı ya!..
Hah işte o kumbaralar da Şakir Zümre’nin cephane fabrikasında yaptırılır…


Şakir Zümre 1966’da bu fani hayata veda ederken Türkiye’nin ilk kara, hava ve deniz bombaları üreten fabrikası da 1970’de kapısına kilit vurur…
Bu kardeşiniz, Zincirlikuyu Mezarlığı’na gitti ve Türk ordusuna silah üreten Atatürk ve Türk aşığı Şakir Zümre’nin ruhuna bir fatiha okudu… Makamı cennet olsun…
Eveeeet değerli dostlar…
Size bugün Türkiye’nin ilk cephane üreten fabrikasının; nasıl İsmet İnönü, Celal Bayar ve Adnan Menderes işbirliği ile soba ve kumbara üretmeye mahkum edildiğini, Amerika’ya, NATO’ya kurban edildiğini, geleceğimizin de nasıl karartıldığını anlatmaya çalıştım…
Şimdi karar sizin…
İsmet İnönü mü, Celal Bayar mı, Adnan Menderes mi Amerikancı?..
Yoksa hepsi mi?
Son sözüm şu; Fotoğrafın bütününü görmezseniz ya da bir kısmını görmezden gelir de halkı aldatmaya çalışırsanız, aşağıda Zincirlikuyu Mezarlığı’ndan bir fotoğraf ve üzerinde Türkçe meali yazılı bir ayet var…
Ne diyor ayette; “Her canlı ölümü tadacaktır…”
Hah işte onu hatırlatırım…
Ders alınır mı?..
Bilmem…
Hayırlı günler diler, vatandaş Halis Güler
Selamlar, sevgiler…

Halis GÜLER’ e Teşekkürerimle..

Nermin SEÇKİN

Paylaş

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *