Yalanlar İmparatorluğu Türkiye Şubesi mi ? (2)

Paylaş

Yalanlar İmparatorluğu Türkiye Şubesi mi ? (2) 17.10.2022
(Birinci bölümde “sansür yasası” nereden türedi? yazmıştık)

(İkinci bölümde, “sansür yasasının” ülke içindeki perde arkasını yazıyoruz..)
(İkinci bölüm, savaş zamanı için düşünülen ve kanunlarda olan yükümlülük, şartlar ve maddeler,
neden şu anda savaş yok ! iken,
barış döneminde fiili uygulamaya alınıyor ?)

Türkiye içinde, hem iktidar konsorsiyum yapısı hemde (güya) muhalefetçe “sansür yasası” denilerek, aslında içeriği ve kapsamı itibari ile
gerçeklerin saklanarak, yasanın hizmet ettiği durumlar ve cenahlar küçültülerek,
sanki,
basit bir ülke içi “sansür yasası” imiş gibi gösterilmesine rağmen,
aslında yasanın gerçek talepkârlarının ve hizmet etmesi gereken yapının bizzat Nato üzerinden, Dünya küreselleri olduğunu,
bu yazı dizimizin birinci bölümünde olabildiğince teferruatlı olarak anlamaya çalıştık.

Ve ara not ekleyelim,
(güya) anamuhalefet partisi gn.bşk. K.Kılıçdaoğlu’nun 2 hafta ara ile 2 defa
bizzat Amerika ziyaretini,

ve yine 6+1+1’li masadaki yine (güya) muhalefet partisinin, tepe yöneticilerinden,
Ahmet Erozan’ın, bu aradaki Amerika ziyaretlerinin, bu konunun dışında düşünmek,
en azından, bu ziyaretlerde karşı muhattaplarla bu yasanın konuşulmadığını, gündemlerinde olmadığını düşünmek veya söylemek abesle iştigal olup,

velev ki, konuşulmamışsa da,
bu, bizi, kendileri ile ilgili
“ülkemiz ile, sorunları ile ilgili değiller” düşüncelerimizi, söylediklerimizi daha da,
haklı çıkarır.
Velev ki, konuşmuşlarsa da,
buda, yine kendileri ile ilgili “milli değiller, küreseller” fikrimizi, söylediklerimizi haklı çıkarır.

Şimdi gelelim, “sansür yasasının” ülke içindeki perde arkasına…

“Sansür yasası” olarak bilinen,
“Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” nde hapis cezaları da öngörülüyor.
Teklifle,
“Halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak amacıyla ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan” kimse,
1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak.
Milli İstihbarat Teşkilatı’nın faaliyetleri ve personeline yönelik suç teşkil eden içerikler “katalog suçlar” kapsamına alınacak.
Teklifle, internet haber siteleri süreli yayın kapsamına alınacak.
Basın kartı başvurusu İletişim Başkanlığı’na yapılacak ve basın kartı resmi nitelikte kimlik belgesi olarak kabul edilecek.

Buradaki en sorunlu durumlardan biri de,
“katalog suçlar” kavramı ve uygulamaları.
Bu uygulamaların ne olduğunu anlamak için,
zamanında “fetöşçü” polis/savcı/ hakim’lerinin uygulamaları olduğunu hatırlatsak yeterli olur diye düşünüyoruz…

Kanun teklifinin en çok tartışılan 29. maddesi ise şöyle:
“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırılacaktır.”

Bu maddeyle Türk Ceza Kanunu’na (TCK)
“halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu eklenecek.

Anayasa Hukuku Profesörü İbrahim Özden KABOĞLU teklifin hapis cezası öngören 29. maddesi ile ilgili olarak diyor ki:

“Teklif sahiplerinin de belirttiği gibi, her iki komisyonda;
Türk Ceza Kanunu’nun ‘savaşta yalan haber yayma’ maddesi olan 323. Maddesinin buraya aktarılmasıdır.
Bu madde, Anayasa Madde 15 gereği, olağan hukuk düzeninde, barış hukukunda mümkün değildir.
Çünkü hak ve özgürlüklere, olağan düzende 13’üncü madde uygulanır.
Oysa, 15’inci madde yalnızca olağanüstü hal
ve savaş düzeninde uygulanır.
Şu anda Anayasa askıdadır.
Bunu defalarca dile getirdik. Anayasa’ya aykırılığı açık ve seçiktir.
Ve bu madde çok tehlikelidir.”

29’uncu madde şu maddelerin birleşiminden oluşuyor.
Gazeteciye diyeceksiniz ki,
125 hakaret, halk arasında korku ve panik 213, suç işlemeye tahrik 214, suç ve suçluyu övme 215, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama 216, kanunlara uymamaya tahrik 217, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma 217-a. Kataloğa sokacağız.
Bununla suçladığımız kişiyi cezaevinde hep tutuklu yargılayacağız.
Cumhurbaşkanına hakaret, 299.
Devletin egemenlik alametlerini aşağılama 300. Türk milletini, devletini ve organlarını aşağılama 301.
Silahlı örgüt 314.
Halkı askerlikten soğutma 318.
Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesi 2.
ve 4. Fıkrası…”

Yani, yeni yasanın cezalar bölümünde zikredilen suç fiilleri ve karşılığı cezalar zaten TCK’da, ayrı ayrı maddelerle düzenlenmiş iken,
ve bu düzenlemelerin bir çoğu “savaş hali” olarak ayrıca belirtilmiş iken, bu yeni yasa aslında suç tanımlamalarını/fiillerini ve cezalarını değiştirmeden ama “savaş hali” vasfını görmezden gelerek, bunların hepsini barış halinde iken de, uygulanabilir hale getiriyor…

Bu bilgiler ışığında biz de soruyoruz…
1) Türkiye savaşa mı, girmiştir ?

2) Savaş hali uygulamalarını gerektirecek nasıl bir durum/durumlarla karşı karşıyayız ?

3) TBMM’dem savaş hali kararı çıkmadan, ceza kanunlarındaki “savaş hali” hukuku ve cezaları neden/nasıl uygulamaya sokulabilir ?

4) Muhalefet Mv’lerinden bile bu “savaş hali” hukuku ve açıklamaları neden bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda kalmıştır?

5) Muhalefet Mv’leri bile bu yasanın arkasındaki “Nato Kamu Diplomasisi Birimi” adlı örgütü neden hiç seslendirmemişlerdir.

6) Muhalefet Mv’leri bile, “Nato Kamu Diplomasisi Birimi” destek ve yönlendirmesi ile Marmara ve İstanbul Bilgi Üniversitelerinden 2 profesör yönetiminde çok sayıda stk bşk’na,
uzun süreli ve yoğun bir şekilde “dezenformasyon” eğitimi ve seminerleri verileceğinin programlandığını ve verileceğini neden seslendirmemişlerdir ?

7) Muhalefet Mv’leri bile, bu medya yasasının içeriği fiiller ile, Nato ve Nato’nun Kamu Diplomasisi Birimi’nin şu andaki iktidar ile görüşüp-görüşmediğini,
görüştüler ise, görüşmenin içeriği ve seviyesi nedir diye neden sormamış ve seslendirmemişlerdir ?

8) Muhalefet Mv’lerince bile, şu anda Türkiye’de yaşanan “sansür yasası” denilerek, küçültülmeye çalışılan bu durumun
benzerlerinin diğer Nato üyesi ülkelerde de
olup olmadığı neden araştırılmamış ve bu konuda neden hiç ses çıkarılamamıştır ?

9) Bu yasa ile ilgili birimin daha önce kurulduğu (ortada yasa yok iken) CB İletişim daire bşk. Fahrettin Altun tarafından (05.08.2022)’de yayınladığı bir sosyal medya mesajı (mesajı aşağıdadır) ile kamuoyuna duyurulmuş iken,
muhalefet partileri ve Mv’leri dahi 05.08.2022’den bu yana neden sessiz kalmışlardır ?

10) Muhalefet Mv’leri bile, bu yasa hazırlanırken bizzat (isim verilmeden) Amerika’lılarla görüştüklerini söyleyen akp Kahramanmaraş Milletvekili Ahmet Özdemir’in “Amerikalı ilgililerle bu yasayı ve özellikle 29’uncu maddeyi konuştuk.” demesine rağmen, neden konunun bu tarafını açık seçik bir şekilde halkın önüne getirmemişlerdir ?

Son dakika bilgisi: ABD Dışişleri’nden bir yetkili
mecliste kabul edilen bu “sansür yasası” için,
ABD’de böyle bir yasa olmadığını söyleyerek,
bu yasayı internet piyasası için son derece tehlikeli bulduklarını söylemiştir.(dikkat: İnsan hakları, iletişim hakları, haberleşme hakları yönünden önce, para-piyasa şartlarınca “çok tehlikeli” bulduklarını söylemiştir)
Amerika’lı bu yetkilinin bu ifadeleri dahi, Dünya’nın geri kalanını insan değil, parasını alacakları müşteri gibi gördüklerinin kanıtıdır.

Ayrıca,
Açıklamada Türk hükümetine sivil toplum, basın örgütleri, iş çevreleri ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) dahil uluslararası kurumlarla ikincil mevzuatlar konusunda istişarede bulunması çağrısı yer aldı.
Yani, “…uluslararası kurumlar…” diyerek aslında Nato Kamu Diplomasisi Birimi’ni kast ediyor…

Amerika’lının beyanatının linki aşağıdadır.
https://www.sozcu.com.tr/2022/dunya/abdden-akpye-sansur-yasagi-tepkisi-7421777/

Ve, dezenformasyon biriminin, kanunundan bile önce zaten kurulduğunun duyurusu….

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İletişim Başkanlığı bünyesinde yeni bir birim oluşturulduğunu duyurdu. 05.08.2022

Fahrettin Altun, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Ülkemize karşı yürütülen sistematik dezenformasyon kampanyalarına karşı İletişim Başkanlığımız bünyesinde müstakil bir birim oluşturduk: Dezenformasyonla Mücadele Merkezi. Merkezimizin koordinatörü olarak atanan İdris Kardaş’ı tebrik eder, kendisine başarılar dilerim.” dedi.

Peki, Koord. İdris Kardaş kimdir ?
Aslen Diyarbakırlı olan İdris Kardaş, Aktüel ve
A Haber’de köşe yazarlığı yapmaktadır.
(yani dezenformasyonun şahı, fildişi kulesi “ahaber(siz) propaganda makinası orjinli)

2002-2008 yılları arasında eğitim gördüğü İstanbul Bilgi Üniversitesine 2011 yılında geri dönerek çalışmaya başlamıştır. 5 yıl boyunca Bilgi Üniversitesinde koordinatörlük yaptıktan sonra 2016 yılında görevden alınmıştır. (yani kovulmuş !- bizzat kendi ikrarıdır kovulmak!)

2016 yılında Sabah Gazetesine yaptığı röportajda üniversitenin siyasi görüşlerine ters düşüncede olduğu için ayrıldığını açıklamıştır.
(kovulmak… ayrılmak oluyor burada!)

Bilgi Üniversitesinden kovulduktan 1 sene sonra İstinye Üniversitesinde akademisyen olarak göreve başlamıştır ve TV programlarında konuk olarak yer alarak görüşlerini aktarmaktadır.
İdriş Kardaş, İstinye Üniversitesi Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi (EPAM) Koordinatörüdür.
Aynı zamanda,
Fahrettin Altun tarafından açıklanan, İletişim Başkanlığı bünyesinde kurulan, Dezenformasyonla mücadele merkezinin başkanı oldu.
Yani, İdris Kardaş’ta, Fahrettin Altun gibi,
bir’den fazla yerden maaşlı..!!

Sağlıcakla Kal Yüce Türk Milleti’m…

Ramazan Sevinç 17.10.2022
Ramazan Sevincii
Molla Ahmetoğlu
Mollaahmet Ogullariıv

Paylaş

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *