Güç Zehirlnmesi, Anofara Kapılmak, Mitomanik Hareketler

Son zamanlarda Türkiye'de, birbirlerini destekleyen, birbirine karşıt hatta birbirini hiç umursamıyormuş gibi konumlanan,

ister bireyler, ister stk'lar, ister siyasi partiler, ister etrafına kitle toplamış, kendi çapında grubunun lideri olmayı başarmış her kes,

kendi ölçeğinde, kendi renginde, kendi klasmanında olabildiğince güç zehirlenmesi yaşıyor,...

Bu güç zehirlenmesinin içinde yine kendi klasmanında müthiş anaforlar yaşıyorlar ve üstüne üstlük birde bunu herkes ama herkes ister -lojik/-gojik, ister manevi bazlı ister rakam bazlı ama mutlaka bir şekilde Mitomanisine malzeme sağlayarak güçlendirmeye çalışıyor…

Bu kişilere, oluşumlara, stk'lara, siyasilere her hangi bir ruhsal hastalık ismi ile, teşhis koyabilirsiniz, öyle diyebilirsiniz, böyle diyebilirsiniz…

Fakat, durum öyle değil…

Beyler, Bayanlar işin özü şu….

En sade vatandaşından, en atraktifine,

en şekilsizinden en şekillisine,

en etkisiz/yetkisizinden en etkili/yetkilisine,

en makamsızından, en makamlısına,

en çapsızından en çaplısına kadar,

herkes amiyane tabirle,

"yırtmaya çalışıyor"......

Bu, "yırtmaya çalışmak" gayretleri esnasında ise,

ilk başlarda başarılı, kendilerine yeten bir kaç hareket sonrası gelen getiri ve her türlü kazançlar, daha sonraki aşamalarda, iştahı kabarttığından, daha çok, daha fazlayı istettirir hale getirince de,

Bu sefer, boylarını aşan sularda yüzmeler, haddini aşan hedefler, operasyonlar, hamleler aşamasına geçiliyor…

İşte burada, başka "yırtmak isteyen" kişi, oluşum, stk, partiler oyuna, mekanizmaya, hamlelere, hedeflere, ortak ediliyor..

Ortak ediliyorsa da, tabii ki bu, "fifti/fifti"

ortaklık değil…

Çekerine, katkısına, çapına, yancılığına, sorumluluğuna, ortaya koyduğuna göre değişen bir ortaklık yapısı içinde oluyor…

Tabiidir ki, küçük ortak içinde ilk başlarda yeterli görünen "nemâ" zamanla,

küçük ortağa yetmemeye başlayınca,

pastadaki dilimini büyütmeyi düşünmeye başlıyor.

Fakat, pasta aynı iken, kendi dilimini

büyütmeye giderse başına gelecekleri de, hesap etmeye başlıyor.

Ve, büyük ortak'larla ters düşmeyi ve var olan nemayı kaybetmeyi göze alamadığı için,

bu sefer büyük ortak/larında çıkarına olacak şekilde, pastanın bütününü büyütmeye çalışıyor…

Böylece kendine kalan parçanın oranı aynı kalsa bile oluşan kümülatif büyümeden dolayı, kendi hissesine düşen, mutlak getiri büyümüş oluyor..

Ve böylece sürtünme yaşanmadan

"liken yaşam" mutlu, mesut devam ettiriliyor..

Tabiidir ki, pastanın büyütülen kısmı,

yani alınıp, pastayı büyütmede kullanılan parça konunun şekli itibari ile,

Ya, milletin parasıdır,

Ya, milletin maneviyatıdır,

Ya, milletin sosyal haklarıdır,

Ya, milletin kadın haklarıdır,

Ya, milletin adaletidir,

Ya, milletin hukukudur,

Ya, milletin ahlakıdır,

Ya, milletin topraklarıdır,

Ya, milletin eğitim/öğretimidir,

Ya, milletin vergisidir,

Ya, milletin devletidir,

Ya, milletin makamlarıdır,

Ve böyle uzayıp gider liste…

Ama, mutlak şekilde, milletten alınandır.

Çünkü, kesinkes, zinhar, mutlak surette kendi ürettikleri bir şey değildir…

Çünkü, ne fikri, ne mali, ne etik, ne manevi

ne sosyolojik, hiç bir şey üretebilecek, ne kapasiteye ne isteğe, nede filiyata sahip değillerdir…

Sadece ve sadece var olan "kamu" varlıklarını paylaşma, iç etme, konma gibi "haramik" dar

bir bilinç, kapasite ve edinime sahiptirler…

Bu kadar, sofistike anlattığımıx konuyu biraz görsel veya spesifik hale getirelim derseniz,

şöyle örneklerle devam edebiliriz…

Bir oto açık pazarında 5TL karşılığında fotoculuk yapan 28 yaşında birisi, 8 yılda sadece ve sadece bir ilçe belediyesi getirileri ile belediye ile iş yapan 35 şirkete ortak oluyorsa, sadece o genç mi, ortak oluyor,

yoksa ortak edenler mi, var ??

O ortaklıkların, diğer ortakları neden ışığa tutulmuyor ?

Aynı örnekten devam edelim, ilgili bld.bşk.

bu şahsı uyarıyor "Bmw'yi kullanma, sat" diyor !!! (Not:Şahıs Bmw'yi satıyor, Audi alıyor)

Şimdi, bu ilgili bld.bşk. neden ışığa tutulmuyor ???

Yine aynı örnekten devamla, ilgili şahıs, diğer bütün "büyükleri" ile bire-bir fotograflar çektirirken, T.C. İçişleri Sekreteri ile de, boy fotografı çektirmeyi ihmal etmiyor..

(Not: Bu tür fotografların, kendi iç organizasyonlarında bir nevi güven arttırıcı, referans noktası olarak kullanıldığı unutulmamalıdır)

Utanç verici gerçekler ortaya çıkınca ise,

İçişleri Sekreterinin,

"Beraber fotografınız var" söylemine,

cevaben yorumu çok daha ilginç…

"Yanıma gelip, fotograf çektiren herkesi, ne olduklarını nereden bileyim ?"

Şimdi, bizde diyoruz ki,

İçişleri Sekreteri, sen bir film, bir müzik, bir moda ikonu veya fenomenimisin ?

Türkiye'nin İç Güvenliğinden sorumlu bir İç İşleri Sekreteri misin ?

Her elini kolunu sallayan, seninle fotograf çektirecek kadar, dibine girebiliyorsa,

Sen önce, kendinin yakın güvenlik problemini çöz, sonra, Türkiye'nin İç Güvenlik durumunu konuşuruz…..

Ayrıca,

senin kendi partindeki 9,5 milyon üyenin kaçı, seninle böyle fotografa sahip?

Neden, Hukuki problem yaşayan senin kendi partilin herkesle daha öncesinden mutlaka bir fotonuz bulunmakta ?

Bu çektirmiş olduğunuz fotolar, bu şahıslara hukuk karşısında kendilerine üstünlük sağlayacak diye mi bu fotolara sahipler ?

Yazımızın ana konusuna yine gerçeklikten örneklerle devam edelim....

TBMM Başkanı Şentop,

"Mondros Anlaşması" konusu ile, Türkiye'nin ekonomisi yıkılırken ve tek gündem, Dolar'daki hafta sonundaki ani yükseliş iken, gündemi çevirdi…

Tekirdağ'lı Şentop, Marmara Üniversitesinde Kamu Hukuku okumuş olması hasebi ile, Mondros Anlaşmasının hukuki zeminini, Mecliste Mv oyları ile onanmış bir anlaşmanın yine ve ancak TBMM'de Mv oylaması ile yürürlükten kaldırılabileceğini,

Ve, şu zeminde Meclis çoğunluğu kendilerinde olsa bile, sonucu ne olursa olsun, böyle bir oylamanın Türk Milleti'nde kabul görmeyeceğini öngöremeyecek kadar acemi

bir siyasetçi mi ??

Yine bir başka örnek…

Mhp Gn.Bşk. Anayasa Mahkemesi'nin kapatılabileceği yönünde sözler sarf ederken,

T.C.Anayasası gereği özel bir Devlet Kurumu olan, Anayasa Mahkemesi için,

kapanmalıdır demenin,

T.C.Anayasası'nı İlga Etmek, suçu olduğunu bilmeden mi, söyledi ??

Kendisi o kadar acemi bir siyasetçi midir ?

Bu örneklerin hepsi,

Güç Zehirlenmesi sonrasındaki,

Çok Güçlü Anaforlarını yaşamanın getirdiği, kendi yalanlarına inanmak Mitomani eyleminin sonuçlarıdır, diye düşünülebilir....

Ama, mesele öylede değil, başka bir yüzü var.

Normalde,

Mitomani,

Ruhsal Literatürde bir hastalık olarak tarif edilse dahi,

Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere,

bu kişiler bu söylemleri dahi üretecek vasıfta olmadıklarından,

Bu söylemleri bunların kulaklarına üfleyen

'üst akıl" ,"müesses nizam", "arka büro"

Mitomani'yi bile, bilinçli, planlı bir şekilde kullanmaktadır…

Lafın Özü,

Bunların hiç biri Mitomanik değil,

Aksine,

Son derece bilinçli, hedefli, planlı bir şekilde, Mitomanik enstrümanları dahi,

son derece ustaca kullanan bir yapının perde önündeki, uygulayıcıları..

Bütün, akarları, kokarları da, ellerine verilen text'leri son derece inanarak ve inandırıcı olarak tekrar edebilmeleri…

Yani dikkat edilmesi gerekenler,

perde önündeki bu lafazan, vaiz, demagoglar değil, konuştukları değil....

Bunları önümüze koyan ve sufleleri hazırlayıp bunların kulaklarına üfleyen sistem'dir...

Ramazan Sevinç

mollaahmetoğlu 02.04.2021

Yorumlar

CAPTCHA Image