Siyasette Yeni Yol…

Halk kürsüsü olarak... 

Türk siyaseti, mevcut kurum, yapı ve fikirleriyle artık bu günkü Türk toplumuna ümit, güven ve gelecek vadetmemekte, aksine en güvenilmez kurumlarının başında gelmektedir.

20. yüzyıl mantık örgüsü ile örgütlenmiş bu yapılar, yine 20 yüzyıl şartları içinde oluşmuş, bu güne ve bugünün sorunlarına yabancı olan fikri ve ideolojik yapıları nedeniyle, mevcut toplumsal yapının talep ve ihtiyaçlarını anlamaktan uzak, dayatmacı, tek tip insan yetiştirme  amacı taşıyan yapıları ile de özgürlük talepkarı yığınların seslerini duymamakta ne yazık ki ısrarlıdırlar.

Türk toplumu yetmişli yıların toplumu değildir. Dünya nasıl değişmişse bu toplum da değişmiştir. Ancak bizim siyasi partilerimiz, 1960 ve 1970 yılların çalkantılı dönemlerinde, o günün şartları ve baskıları ile kurulmuş ve o günün fikirleriyle donanmış ve teşkilatmış olduklarından, bu güne hala o günün gözlükleri ile bakan, ideolojik şartlanmalarıyla  anlayamadıkları bu topluma yön vermeye çalışmaktadırlar. 

Artık Türk toplumu, kendisini ayrıştıran, birbirine düşman eden, çatıştıran bu ideolojik yapılardan kendisini kurtarmış, ancak partiler hala kendilerini bu yapıdan kurtararak yenileyememişlerdir. 

Siyasette ki sıkıntının nedeni budur. Eski siyaset anlayışları bu topluma zarar vermekte, toplumsal adalet duygusunu zedeleyerek,                                          iktidar olan partilerin tahakkümü ile ehliyet ve liyakat gibi değerlerin iktidar partilerince göz ardı edilerek sırf “partilidir”, “bizim adamdır” diye yaptıkları atamalarla devlet kurumlarına nasıl zarar verdiklerinin, parti yandaşlarına nasıl devlet imkanlarının peşkeş çekilerek yağma edildiğinin toplum olarak farkına varmıştır. 

İktidar partilerinin bu yağmacılığına kızan muhalefet partilerinin ise aportta  bekliyen, “iktidar olsak ta biraz da biz soysak” düşüncesinde olduklarını da, yaşadığı tecrübelerle görmüştür.

Bu güne hitap etmekten ve bugünü anlamaktan uzak bu siyasi yapılar artık çürümüştür tasfiye edilmeli, bu günü kucaklayan, bu günü anlayan, 21. Yüzyılı iyi okuyabilen ve geleceği öngörüp tasarlayabilen, topluma dar bir anlayışla ideolojik pencereden, şartlanmalarla bakan  değil toplumsal talepleri, ihtiyaçları tespit ederek, bu yapıya ve bugünün problemlerine ilmi ve çağdaş çözümler üreten siyasete ve siyasi partilere ihtiyacı vardır bu toplumun. 

Bugünün Türk toplumu, idelojik  şartlanmaları aşmış, kendini ayrıştıran                                                                            etnik, dini, mezhepsel söylemlerden bıkmış, bunların bizi ayrıştıran siyasi söylemler olduğunun farkına varmış, bu tür siyaseti artık reddetmekte, birlik ruhunu pekiştiren, kavgacı değil, anlayışla bir birine bakabilen, toplumsal, etnik, mezhepsel ve sosyal yapıları kavgaya değil, birliğe davet edip kaynaştıran yapılara ihtiyaç duymakta, partilerin bu günün meselelerine nasıl çözümler üreteceğine dair, bu çözüm projelerinin etkinliğine bakarak tercihler sunacağı siyaset ve siyasi partilere ihtiyaç duymaktadır. 

 Ya mevcut siyasi partiler kendilerini yenilemeli ya da tasfiye edilmelidirler. Türk toplumu kendini mevcut çıkmazdan kurtaracak, geleceğe umutla bakacağı , birlik içinde refah toplumu olarak yaşamayı arzu etmekte, bu yüzden demokrasisine sıkıca sarılmış, despotizme karşı, demokratik ve laik bir anlayışla, inancı , düşüncesi yaşam tarzı nasıl olursa olsun hürriyet  içinde ve özgür bir toplum olarak yaşamayı talep etmektedir. 

 Bu talep ve ihitiyaçlarına cevap verecek, kendini ekonomik olarak rahatça insanca yaşayacağı bir toplumsal düzen istemektedir.  

Son tahlilde kurulan bir çok parti olasına rağmen, bu yeni partiler de ne yazık ki aynı şartlanmış beyinlerle yapılanarak bu toplumsal değişiminin farkına varamadıkları gibi, kurdukları yapılarla aynı siyasi hastalıklı zihniyeti taşıyarak, mevcut yapıya hizmette ısrarcı olduklarını halka gösterdikleri için, partilerinden artık uzaklaşmış olan yığınları kendisine çekememektedir. 

Bu toplum genç bir toplumdur, 18 milyon öğrencisi olan bir yapı 5 milyon önüne, 5 milyon arkasına  eklediğinizde 30 yaş altı 30 milyona yakın bir gençlikten söz diyoruz, gençleri ve problemlerini  çözecek bir  proğram, hiç siyasi partide olmadığı gibi bu gençlerin dünyaya nasıl baktıklarından habersiz bir kuşak bütün partilere hakimdir, gençlere ve kadınlara hiç biri yönelmemekte bu yanlış tavırlarında da ısrarcı olmaktadırlar... 

 

Ülkemiz yönetimini elinde bulunduran bir yanlış zihniyetin yıllardan beri, ülke problemlerine çözüm üretmek yerine, mevcut problemlere yeni problemler ekleyerek, bu ülkede yaşayan herkesin gününü zehrederek, gelecekten umutsuz bir hayatı yaşamaya mahkum etmişlerdir. Ekonomik, siyasi, sosyal meselelere bir de inanç değerlerimiz ve moral değerlerimizde ki çürüme eklenmiştir.  

Yılların ihmali ile biriken sorunlarımız vardır. Bu sorunları aşmak için ülkemizin, doğulusu batısıyla, güneylisi kuzeylisiyle, insanımızı ayırmadan yeniden bir kardeşlik hukukuna ihtiyacımız vardır. Kurulacak kardeşlik hukuku beraberliğimizi pekiştirecek, ayrışma ve kavga yerine dayanışma, birlikte çalışma şevkimizi artırarak, bizi ayrıştırıp çatıştırarak varlığını ve hegemonyasını sürdüren yağmacı bir iktidar ile mevcut durumdan beslenerek kasa kese dolduran işbirlikçilerinin oyununu bozacağız. 

Türkiye kötü yönetilmektedir. Bu kötü yönetimin dayanağı olan siyaset kurumu, ne yazık ki, ülke sorunlarını çözmek için organize olmak yerine, kolaycılığa kaçarak, din, mezhep, etnik kimlikler üzerinden siyaset yaparak, hem ülkemizde kardeşlik hukukunu bozmuşlar, hem de ülke kaynaklarını adil paylaştırmak yerine yandaşlarına peşkeş çekerek, ekonomik ve sosyal dengelerimizi bozmuşlardır.  

Bu karışık ve karmaşık durumdan istifade eden bir avuç istismarcı dışında kimse durumdan memnun olmaz hale gelmiş, bozulan, çürütülen kurumlarımız içinde ne yargı nede ne de başka bir kurumdan haklarının korunmasını dahi talep edemeyecek duruma gelmişlerdir.  

Aslında yaşadığımız süreç yetmişli yıllarda hazırlanan ideolojik tuzağa düşürülmemizle başlatılan ve 12 Eylül darbesi ile yerleştirilen bir Emperyal tuzaktır. Bölgemizde güçlü bir devlet istemeyen Emperyal güçler, devletimizi kontrol altında tutabilmek başarabilirlerse parçalamak amacıyla yürüttükleri sinsi politikalarla, sosyal yönden ayrıştırıp toplumu etnik bir çatışma tuzağına çekerken, 24 Ocak kararları ile de ekonomik çöküşümüzün temellerini atmışlardır.  Türk toplumu 90 lı yıllarda mevcut bütün siyasi ve ideolojik partilere iktidar şansı vermiş olmasına rağmen, hiç bir iktidar bu 24 Ocak kararları hilafına bir çalışma yapmadığı gibi her biri de, iktidar olunca aynı politikaların uygulayıcısı olmuşlar, son çöküş ise AKP iktidarı gerçekleştirilmektedir. 12 Eylül rejimi Diyarbakır cezaevlerinde ve doğudaki köylerimizde vatandaşlara, o yaşanan zulmü yaparken, Mamak zindanlarında da aynı zulmü uygulamıştır.  O dönemde Özal’ın da himayesi ile desteklenerek ortaya çıkarılan PKK hareketi sanki doğulu insanımızın haklarını koruyormuş görüntüsü ile propagandası yapılarak devlet destekli bir Kürtçülük hareketi çıkarmışlardır. Hiç bir Kürt kardeş ya, bana caza evinde bu zülmü Türkler yaptıysa, Mamak zindanlarında Türk çocuklarına o zulmü kim yaptı? diye sormak aklına bile gelmemiştir. Yılardan beri devletimize hakim olan irade, eğer istese, bu gün bile bir kaç ayda yok edeceği bir kanlı örgütü neden yok etmemiştir? Çünkü devlete hakim olan irade ne yazık ki milli irade değildir.  PKK ile mücadele ediliyormuş gibi görünerek, PKK devlet tarafından, devlete hakim olan irade tarafından himaye edilerek yaşatılmaktadır. Elbette dış destekleri de vardır, ancak devlet içindeki bazı yapılar izin vermese, himaye etmese bu kanlı örgüt yaşayamazdı. Yaşatılmasının nedeni ise, bu kanlı örgüt kullanılarak Kürt ayrışmacılığının  oluşmasını sağlamak,  çatışma ortamının sürdürülmesi ile de Türk ve Kürt düşmanlığı yaratmaktır. Unutulmamalıdır ki PKK Türkün de Kürdün de düşmanıdır. Kan dökülerek hiç bir mesele çözülemez.  Bu karmaşık ortam devlet içinde oluşmuş ve PKK lıların üst düzeyinde bulunan kişilerle işbirliği içinde olan çeteler doğurmuş, bu çeteler vasıtası ile uyuşturucu trafiği  organize edilmiş, bu trafiğe engel olan, bu bölgede barıştan yana olan insanlara keyiflerince yargısız infazlar yapılarak sayısız Kürt ve Türk çocuğu katledilmiştir. At izi it izine karışınca bu uyuşturucu baronları ile PKK üst yönetimi ile iş birliği içinde olan derin yapılar ne yazık ki bu çatışma ortamından yarar sağlamaya devam etmekte, inandırılmış, beyinleri iğfal edilmiş yavrularımız birbiriyle çatıştırılarak bu şerefsizlerin kasa kese doldurmalarının devamı sağlanmaktadır. PKK yandaşı olan partiler de acımasızca bu oyunun parçası olarak bu sinsi politikalarına devam etmektedirler. En az üç sefer mevcut iktidarın da kışkırtması ile iç savaş planlanmış, ancak bölge vatandaşının sağduyusu bu sinsi planı bozmuştur.  Türkiye’yi bir Suriye haline getirmek üzere yapılan bütün planlar halkın sağduyusu sayesinde bozulmuştur. İşler inşallah o noktaya gelmeyecek, eğer gelirse nasıl ekonomik sıkıntı Kürt, Türk diye ayırmadan hepimizi eziyorsa, Emperyal güçlerin oyununa gelirsek, tepelerimize inecek bombalar da bizi Kürt Türk diye ayırmayacaktır.  

Biz ülkemizde bozulmuş olan sosyal barışı, kardeşlik hukukunu yeniden tesis ederek, ülkeyi yağmalayan, tüm ekonomik ve sosyal dengeleri bozmuş olan bu tahribata, yeniden adil bir paylaşım ekonomisi ile yağmacılığa dur diyecek, ülke kaynaklarının bölüşümünü adil bir şekilde paylaşımını sağlayacak, sosyo - ekonomik politikalarla, bozulan dengeleri yeniden kuracağız. Despotizmi siyasetten uzaklaştırarak, demokrasiyi şeffaflık ilkesi içinde yeniden topluma kazandıralım diyoruz.

 Biz, diyoruz ki, mevcut partiler kendilerini yenilemelidirler.  Halk kürsüsü olarak, ülkenin içinde bulunduğu durumdan rahatsız olan ve gelecek endişesi taşıyan her yurttaşın kucaklaştığı, eski dar, etnik, dinci, mezhepçi parti anlayışlarından uzak, yeni bir siyasetin ve yeni bir siyasi anlayışın Türk siyasetine hakim olmasını diliyoruz. 

Kaderimiz ortaktır, hal ve geleceğimizi. çocuklarımızın geleceğini, çağın imkanlarını, hamasi değil ilmi metotları  ülkemiz için kullanarak yeniden inşa edelim diyoruz.

Biz,  partilerin, ülke problemlerini çağdaş bir bakış açısıyla, uzman kadrolarla, ilmi metotlarla çözecek anlayışa sahip olsun diyoruz.

Biz, ülkemizin her ferdini ayrıştırmadan, kucaklayalım, eşit vatandaşlar olarak ekonomik refahtan eşit pay alan, hal ve geleceği konusunda endişe duymadan, göğsünü gererek yaşayacağı bir ülke yönetimi kuralım diyoruz. 

Biz, çürütülmüş, emir komuta ile parası olana kıyak geçen bir yargı sistemi yerine, gerçekten adaleti en kısa sürede, süründürmeden dağıtan bir yargı sistemini yeniden kuralım diyoruz.  

Biz, parası olanın okuduğu okullar değil, ülkemizin her köşesinde (çocuklarımız bizim en değerli varlığımızdır) düşüncesi ile eğitimi yaygınlaştırıp, kalitesini yükselterek, kabiliyetli gençlerimizin en iyi eğitimi alacağı bir sitem kuralım diyoruz.

Biz, asgari ücretin bir altın dahi etmediği bir çaresiz kölelik sistemi haline getirildiği bu cıfıt tezgahını beraberce bozalım. Kendi yurdunda parya olmaktan insanımızı kurtaracak üretime dayalı işsizliği yok edecek, tüketim toplumu olmaktan ülkeyi çıkararak herkesin kazandığı üreten bir toplum yaratalım diyoruz.

Biz, ayrışma değil birlik ve dayanışma ruhunu geliştirerek barış içinde güvenle yaşanan, yarın kaygısı olmayan bir ortak zemin yaratalım diyoruz. 

BU BUHRANLI GÜNLERİ HEP BİRLİKTE AŞABİLİRİZ . ESKİ PARTİLERİN ETNİK SÖYLEMLERİNİN TUZAĞINDAN VE DİN TÜCCARLARININ ALDATMACASINDAN HEP BİRLİKTE KURTULUP, BİR BARIŞ VE REFAH TOPLUMUNU BERABERCE İNŞA EDEBİLİRİZ DİYORUZ… 

VE PARTİLERİ DEĞİŞİME DAVET EDİYORUZ..

Yorumlar

CAPTCHA Image