Türk Devleti’nin Kırmızı Odası

Özel psikiyatri merkezi, sıradan günlerinden birini yaşamaktadır. Burası iki katlı, son derece zarif ve bir o kadar da pahalı bir şekilde dekore edilmiş bir merkezdir. Merkezin balıketli asistanı gelen hastaları (müşterileri) ve refakatçilerini karşılamakta, onları geniş bekleme salonuna almaktadır. 25 yaşlarındaki ofisboy ise gelen misafirlere çay-kahve ikramında bulunmaktadır. Çayını kahvesini içen hastalar randevu saati geldiğinde özel görüşme için üst kattaki doktorlardan birinin odasına alınmakta, refakatçileri de bekleme salonunda seansın bitmesini beklemektedirler. Her gün olduğu gibi…

O gün tıpkı diğer günler gibi görünen ama her zamankinden daha farklı bir şeyler döndüğü havadaki elektrik akımından bile anlaşılan bir şey yaşanır. Merkezin kapısından içeri 90 yaşlarında bir adam, yanında iki korumasıyla birlikte girer. Hem adam hem korumaları tepeden tırnağa siyah kıyafetler içindedir. Yaşlı adamı korumalarından ayıran dışsal özellikleri beyaz saçları, beyaz gömleği ve gömleğiyle harika bir kombin oluşturan kırmızı kravatıdır. Adam 90 yaşlarında olmasına rağmen son derece dinç, son derece sportmen bir yapısı vardır. Bu sportmenlik hareketlerine de yansımaktadır. Saçları apak olmasına rağmen, yüzünde alnında en ufak bir kırışıklık bile yoktur. Adamın kapıdan girmesiyle birlikte psikiyatri merkezinin bütün çalışanları kapıya koşar ve gelenleri adeta bir tören alayı ciddiyetiyle karşılarlar. Ofisboy, korumaları bekleme salonundaki koltuklara doğru yönlendirip bir şeyler içmek isteyip istemediklerini sorarken; balıketli asistan diğer tüm misafirlere olduğu gibi bu önemli bir kişi olduğu her halinden belli olan misafire de son derece nazik bir tavırla üst kata, merkezin yöneticisi ve merkezdeki diğer psikiyatristlerin de hocası olan Doktor Hanım’ın odasına doğru eşlik etmeye niyetlenir. Tam merdivenlere gelmişlerdir ki Doktor Hanım’ın çoktan aşağı inmiş olduğunu ve misafirini merdivenlerin başında karşıladığını görürler. Balıketli asistan, misafiri Doktor Hanım’a teslim edip kendisi de hem Doktor Hanım’a hem de bu ağır misafire içecek bir şeyler getirmek üzere hızla mutfağa yönelir.

 

Kırmızı Oda

            Doktor Hanım’ın odası da tıpkı merkezin diğer her yeri gibi son derece zarif ve pahalı bir şekilde dekore edilmiştir. Odada kırmızı renk hakimdir. Kapıdan girişte hemen sağ tarafta Doktor Hanım’ın masası, masanın arka tarafında son derece şık bir kütüphane, masanın önünde misafirler için birer adet tekli koltuk ve tam karşısında yani odanın diğer ucunda da yeşil renkli üçlü bir etajer bulunmaktadır. Masanın sağ tarafında balkona açılan bir kapı ve o kapının çıktığı son derece geniş ve son derece güzel manzaralı bir balkon bulunmaktadır.

Ağır misafir, Doktor Hanım’ı sol tarafına alacak şekilde,  masasının önündeki koltuklardan oda kapısına bakan koltuğa oturmuş ve balkona sırtını vermiştir. Hem Doktor Hanım’ın hem de misafirin gözlerinde yekdiğerini gıyabında tanıdığını belli eden son derece saygılı bir ifade bulunmaktadır. İkisi de henüz tek bir laf etmemiştir, adeta az sonra karşılıklı bir müsabakaya çıkacak iki rakip edasıyla birbirlerini tartmaktadırlar. Ama tek kelime etmeden. Odadaki birkaç dakikadır süren bu sessiz peşrev, Doktor Hanım’ın sorusuyla sona erer;

DH (Doktor Hanım) -           Adınız nedir?

YA (Yaşlı Adam)      -           Ben devletim.

DH-     Devlet Bey…

YA-     Yok yok öyle değil. Beni yanlış anladınız. Adım devlet değil, ben kendim devletim.

DH-     (Tebessüm ederek) Peki adınız nedir?

YA-     Adımı biliyorsunuz. (Bunu duyan Doktor Hanım anlamadığını ifade eden bir bakış atar. Adam Doktor Hanım’ı daha fazla merakta bırakmaz) Ben Türkiye’yim.

DH-     (İç ses) Demek o sensin..

DH-     Size nasıl yardımcı olabilirim?

YA-     Açıkçası nereden başlayacağımı bilmiyorum. Hayatım boyunca her şeyi gördüm, her şeyi bildim ama bu defa bana çok yabancı olan bir sahadayım.

DH-     En baştan başlayın lütfen. Çocukluğunuzdan.

YA-     Ben çok zor şartlarda dünyaya geldim Doktor Hanım. Yıllarca süren savaşların üzerine dünyaya geldim. Kıtlığın, yoksulluğun, sefaletin, cehaletin hüküm sürdüğü bir dünyaya geldim. Beni dünyaya getirenler, çok büyük zorluk ve çilelere maruz kaldıkları için benim benden önceki emsallerime benzemem, onların yaşadıklarını yaşamamam için mücadele ettiler. Ama ne çare ki, katranı ezsen de olmuyor şeker Doktor Hanım.

DH-     Bana biraz, sizi dünyaya getirenlerden bahseder misiniz? Nasıl insanlardı onlar?

YA-     Sarışın, mavi gözlüydü Doktor Hanım. Ruhundaki isyan, ruhundaki ateş, zekâsındaki o kuvvetli elektriğin durmaksızın parıldayan kıvılcımları…

DH-     (İç ses) Ata’sını anlatırken nasıl da çocuklaşıverdi birden bire. Ona duyduğu sevgisi, saygısı, özlemi nasıl da yansıyor ses tonuna.

YA-     Ben çocukken her şey çok güzeldi Doktor Hanım. Ta ki Ata’m aramızdan ayrılana kadar.

DH-     O ayrıldıktan sonra ne oldu?

YA-     Atam ayrıldıktan sonra biz büyüdük, dünya da kirlendi Doktor Hanım. Biz kirlettik dünyayı, hepimiz.

DH-     (İç ses) Hayatına etki eden birileri var belli ki? Kim acaba bunlar? Ne yaptılar sana?

YA-     Benim sorumlu olduğum on milyonlarca insan var Doktor Hanım. Zaten benim var olma sebebim bu insanlar. Onların eğitiminden, sağlığından, güvenliğinden, daha müreffeh bir hayat yaşamalarından, aralarında bir sorun olursa sorunu adaletle çözmekten sorumluyum ben. Onların çağa ayak uydurmalarından, diğer ülkelerde yaşayan insanlardan hiçbir şeylerinin eksik kalmamasından, hatta onların bile sahip olmadıkları olamadıkları şeylere sahip olabilmelerini sağlamaktan sorumluyum. Ama biliyor musun Doktor Hanım, ben bu insanlara ihanet ettim. Beni bu insanlara ihanet ettirdiler.

DH-     (İç ses) Yine aynı kişilerden bahsediyor. Ama şimdi hemen sormamalıyım. Bırakayım kendisi anlatsın.

YA-     Onları önce dost zannetmiştim Doktor Hanım. Yüzüme güldüler samimi sandım. Beni kötülüklerine ortak edeceklerini nereden bilebilirdim ki?

DH-     (İç ses) Daldı gitti. Belli ki acısı çok derin. Belli ki hiç yapmak istemediği şeyler yaptırmışlar buna.

YA-     ‘Bütün bunlar senin iyiliğin için, vatandaşın iyiliği için’ dediler bana Doktor Hanım. Böyle diye diye yoldan çıkardılar beni. Bana arkadaşça yaklaştılar. Nereden bilebilirdim ki beni kendi rüşvet çarklarına alet edecekler, nereden bilebilirdim ki beni yandaşlarına ihale vermek için kullanacaklar, nereden bilebilirdim ki beni mafyanın, organize suç örgütlerinin oyuncağı yapacaklar. Beni cinayetlerine ortak ettiler Doktor Hanım! Beni hırsızlıklarına, yolsuzluklarına ortak ettiler! Silah kaçırdılar beni ortak ettiler! Uyuşturucu ticareti yaptılar beni ortak ettiler! Vatana ihanetlerine bile beni alet ettiler! Kendi menfaatleri için benim elimle insanlara zulmettiler! İnsanları sefalete mahkum ettiler! İnsanları cehalete mahkum ettiler! İnsanları benim elimle buğday biçer gibi biçtiler! Ah şu ellerim kırılsaydı! Ah şu ayaklarım kırılsaydı da onlara alet olmasaydım Doktor Hanım!

            Yaşlı adam birden bire kendini kaybeder. Hıçkırıklara boğulmuştur. Bir yandan elleriyle dizlerini döverken diğer yandan içli içli ağlamaktadır. Doktor Hanım masasından fırlar, gider yaşlı adama sarılır.

DH-     Şşşşş. Hiçbiri senin suçun değil. Sen kötü değilsin. Senin bir suçun yok. Hepsi düzelecek. Hepsi geçecek.

YA-     (Kravatını gevşetir, gömleğinin boğaz kısmındaki düğmesini açar) Çok acı çekiyorum Doktor Hanım. Ne olur bana yardım et.

DH-     Bugün belki ilk defa geçmişinle yüzleştin. Bugün çok yol kat ettin. Senin yaraların hala taze, hale sıcak. Yine gel, bu yaralarını birlikte tamir edelim.

YA-     Geleceğim Doktor Hanım. Yine geleceğim. Ama lütfen bana bir söz ver.

DH-     Nedir o?

YA-     Ağladığımı kimse duymasın olur mu? Bu konu aramızda kalsın. Koskoca devlet ağladı diye laf çıkmasın!

Yorumlar

CAPTCHA Image