Rüzgâr Eken Fırtına Biçer

            Recep Tayyip Erdoğan’ın 21 sene önce iktidara gelişini hatırlıyorum da bu günkü Erdoğan’la o günlerdeki Erdoğan arasında fersah, fersah mesafe var.

            Bir kere gelişi toplumda büyük kabul görmüş, herkeste bir iyimserlik rüzgârı estirmişti. Muhalif olanlar dahi bu iyimserlik rüzgârından nasibini alıyordu. Bir önceki 3’lü koalisyon hükümetinin memleket üzerindeki karabulutları dağılmış, piyasalarda para hareketleri hız kazanmış, Avrupa birliği ile sıcak ilişkiler trafiği başlamıştı.

            Erdoğan balkon konuşmalarında, kimsesizlerin kimsesi olacağından, 3 Y(Yoksulluk, Yasaklar ve Yolsuzluk) ile mücadele edeceğinden bahsederken kitleleri heyecanlandırıyordu.

            Özellikle Avrupa Birliği süreci başlamış, heyetlerin biri gidip diğeri geliyordu. Ülkede yalancı bahar havası yaşanıyordu. En muhalif olanlar dahi hükümetin gidişine bir opsiyon verme taraftarıydı.

            Ancak bu yalancı bahar iklimi fazla sürmedi, halk ekonomik gerçeklerle karşı karşıya kaldığında itirazlar başladı, itirazlar yükseldikçe Erdoğan’ın gerçek yüzü ortaya çıkmaya başladı. Bir yurt gezisinde vatandaş dert yanıyordu: “Anamızı ağlattınız” diyen vatandaşa: “Al ananı da git buradan!” cevabıyla öyle bir zılgıt verdi ki, olursa da öyle olsun.

            Memlekette tren kazaları, madenlerde grizu patlamaları, deprem ve sel felaketleri peş peşe geldiğinde vatandaş içindeki acıyı boşaltmak istiyor, bu işlerin bir sorumlusu olmalı, ölüm bu kadar kolay olmamalı dediğinde ya ağır hakaretlere uğruyor ya da dövdürülüyordu.

            Çorlu tren kazasında çocuğunu kaybeden anne cumhurbaşkanına hakaretten halâ içeride yatıyor. Soma Maden Faciasında göçük altında yakınını kaybetmiş bir vatandaş cumhurbaşkanının korumalarınca acımasızca tekme tokat dövülüyordu.

            Kendilerine en ufak bir suçlamaya da eleştiri yapıldığında vatandaş kendisini mahkeme kapısında buluyor.

            Ancak bir muhalefet liderine, muhalif gazeteciye yapılan saldırılar, mahkeme kapılarından geri dönüyor. Saldırganlar adeta ödüllendiriliyor.

            Şehit cenazesine katılan Kemal Kılıçtaroğlu bir inek hırsızı tarafından tokatlanıyor, az kalsın linç ediliyordu. İnek hırssızı cezasız kaldı.

            Muhalif gazeteciler, il başkanları dövüldü saldırganlar cezasız kaldı.

            Meral Akşener Rize de, İstanbul da evinin önünde bir takım guruplar tarafından saldırıya uğradı guruplar cezasız kaldı.

            Rize’deki saldırı sonrası Meral Akşener’e Erdoğan: “Bu daha senin iyi günlerin, daha neler olacak neler.”

            Elazığ da halka hitap ederken: “Hanımefendinin kaçacak deliği de yok. Çünkü o milletvekili de değil. Onunla hemen hesaplaşacağız. Onun hesabı ağır olacak.”

            Vatandaşların her kesimine eşit mesafede durması, vatandaşını kucaklaması gereken Cumhurbaşkanı, muhalefetin en ufak eleştirisine hedef gösterircesine ağır suçlamalarda bulunuyor.

            Şu tehdit diline bir bakar mısınız:

            -Meral Hanım bizim adımıza dikkat et,

            -Benim adım Tayyip, soyadım da Erdoğan,

            -Erdoğan’a dikkat et,

            -Tayyip ismine de dikkat et,

            -Konuştuğun zaman buna göre konuş.

                        Ve son vuruş:

            -Beni kendinle uğraştırma’

                        Dedi ve:

             İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığı kurşunlandı.

            Biz bu vakaların akabinde kullanılan bu dili çok iyi tanıyoruz, çünkü sonu acılarla biten geçmiş olaylardan aşinalığımız var.

            Birazcık tarihin tozlu sayfalarını karıştıracak olursak aynı atmosferi 1950’li yıllarda da görürüz. Millet Partisi genel Başkanı Osman Bölükbaşı hapis cezasına çarptırılıyor, Memleketi Kırşehir vilayetken ilçeye çevriliyordu. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün yurt içi gezileri sabote ediliyor, öğrenci hareketleri orantısız güçlerce vahşice bastırılıyor, Turan Emeksiz gibi bazı öğrenciler öldürülüyordu.

            Bu gidiş memleketimiz için iyi bir gidiş değil, herkesin tarihten ve demokrasi kültüründen ders alması gerekir. Tehdit diliyle, baskı ile bir yere varılamayacağını, aksine acı faturalarla karşılaşacağımızı herkesin bilmesi gerekiyor.

Seccade Olayı

            Kemal Kılıçtaroğlu’nun bir gurubun resim çektirme isteğini yerine getirmek için yan odaya geçmesi ve ayağının altındaki seccadeyi görmemesi yandaş basın ve medya tarafından iyice köpürtüldü. Kılıçtaroğlu Erdoğan’a 2. Bir GOL atma fırsatı verdi. Hatırlarsanız birincisinde Kılıçtaroğlu Türban Kanunu Yasası ile pas vermiş, Erdoğan da kendi tabiriyle bu pası gole çevirme fırsatı yakalamıştı.

            Seccade olayının bir tertip olduğuna inanıyorum ben. Kılıçtaroğlu ve yanındakilerin böyle ortamlarda daha dikkatli olması gerekiyor. Çünkü karşı taraf sürekli açık kovalama peşinde. Özellikle konu din istismarı olunca bu kesimin kullanmayacağı enstrüman yoktur.

            Aynı olayın benzeri 1400 Yıl evvel Sıffın savaşında Muaviye’nin mızrakların ucuna kur’an sayfalarını takarak Hz. Ali’nin karşısına çıkması, bugün “Seccade Tuzağıyla” tezahür etmiştir.

            Sağlıklı kalın.

İdris TÜRKTEN

Halk Kürsüsü


BU KANAL BİR HALK KÜRSÜSÜ DERNEĞİ YAYIN MECRAASIDIR.

POPÜLER

BİZİ PAYLAŞIN

REKLAM

GLOW JEWELRY

www.glowjewelrytr.com
REKLAM

ABONE OL

Güncel haberleri kaçırmamak ve en son gelişmelerden haberdar olmak için abone olun.

KATEGORİLER

YORUMLAR

yavuz aktaş
Haziran 26, 2023 at 2:26 pm
VERİN 400 Ü BU İŞ SÜKUNETLE OLSUN BİTSİN DEDİYİ TAM…
youtube reklam ver
Haziran 25, 2023 at 6:28 pm
youtube reklam verme
Omer çelik
Haziran 7, 2023 at 10:21 am
Tebrik ediyorum. Insan bu şu misali kıvrım kıvrım akar ya...…
Ateş Turan
Haziran 7, 2023 at 12:44 am
—süpersin yaa,,, Vallahi mi ,, ben orda yaşamak istiyoruumm… 🙋‍♀️🇹🇷🇹🇷

ETİKETLER